24 Ekim 2016 Pazartesi
ANDA MANDA DEĞİLİM!
Sakin bir yapım var. Gevşemek, sakinleşmek, 'an'da kalmak, 'an'ı yaşamak gibi kavramlar tam bana göreydi. Onca koşturmacanın içinde zamanı âdeta durdurup kendimle baş başa olmanın tadını çıkarırdım sık sık. Kitabımı okur, kahvemi içer, gökyüzünü, ağaçları seyreder, en sevdiğim müziklerle kendimden geçerdim. İlham gelirdi bol bol, yazıp çizerdim. Bir kitap bile yazdım...
Son zamanlarda ise 'an'da kalamaz oldum. Sebebi dünyanın acı çığlıklarının 'an'ın güzelliklerini gittikçe anlamsızlaştırması ve çığlıkların dayanılmaz hale gelmesi... Dünyanın dört bir yanında savaştan, açlıktan ölen bebeklerin, masum insanların acı çığlıkları... Tecavüze uğrayan, şiddet gören kadınların, çocukların çığlıkları... Hayalleri örselenmiş gençlerin feryatları... İşkenceye uğramış zavallı kedilerin, köpeklerin acı inleyişleri... Çocuğu için ameliyat parası bulamayan ana babaların çırpınışlarının sesi... Sevgi diye yakaran çığlıklar... Yardım diye yalvaran çığlıklar... Hepsi birbirine karışıyor.
Kuşlar mı? Bir zamanlar izlemeye doyamadığım kuşlar... Bana ne kuşlardan, Allah'ın kuşu, ne güzel uçuyor işte, insanlar neden böyle özgür değil?.. Al sana 'an'ı yerle bir eden bir soru! Yağmur mu? Yağmur değil ki yağan... Al yanaklı bir şehidin sevdiklerinin gözyaşları... Ülkemde ve dünyanın dört bir yanında haksızlığa uğrayan; etiketlerin, kalıpların, önyargıların sıkıştırdığı yüzbinlerce insanın içlerine akıttıkları gözyaşları... Gökyüzü mü? Bakmıyorum artık, maazallah bir uçak, jet filan geçer... İstemem, kalsın... Bulutları bir şeylere benzetmeyi oldum olası becerememişimdir. Şimdi benzetmeye kalksam atom bombası mantarına filan benzetirim herhalde... Kahvemi nasıl içtiğimi anlamıyorum, bir de bakıyorum ki bitmiş... Geceler bile dinlendirmiyor, oysa ne çok severim uykuyu... Şehrimde bombalar patladı, insanlar öldüler, ölüyorlar... Bir ömür boyu yetecek kadar dehşet sahnesi kayıtlı belleğimde. Havadan sudan sohbetler, televizyon programları, haberler, günlük yaşam... Hepsi de bu çığlıkların arasında öyle yavan ki... An filan yok artık arkadaş!... Sadece çığlıklar var... Bu çığlıklar, kendi acılarımla birleşince bana yapacak tek şey kalıyor:
Koşmak!
Kaçıp kurtulmalıyım bu karanlıktan. Olduğum yerde umutsuzca debelenemem... Çünkü "çaresiz" insanlarla,"olan biteni çaresizce seyreden" insanlar kucaklaştığında şenlenecek bu dünya... Bu mümkün, buna inanıyorum... Kendimi bırakamam, anneyim ben, sorumluluklarım var... Koşuyorum... Düşe kalka, ayıla bayıla, kaşını gözünü yara yara koşuyorum. Öyle yorgun, öyle bitkinim ki nasıl koştuğuma ben de şaşıyorum. Karatecilerin tekme atarken yaptıkları gibi bağıra bağıra koşuyorum. Nerde şu Allah'ın cezası bitiş çizgisi? Kurban olayım yakın artık şu ışıkları, açın kapıları!.. 'An'da 'man'da değilim ben... Nefes nefeseyim... Koşuyorum!..
Işıl
24/10/2016
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder